Py Hukuk

Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği Hakkında

Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin Yabancı Hükümlüler Bakımından Anayasaya ve Uluslararası Mevzuata Aykırılığı Hakkında

 

Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında, belirli suçlardan mahkum olanların açık cezaevine ayrılabilmeleri için farklı süreler öngörülmüştür. Fıkraya göre;

“(2) Açık kurumlara ayrılabilmek için, ayrıca;

a) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142, 148, 149, 188 ve 190 ıncı maddeleri ile 01.03.1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 403, 404, 491/3-4, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498 ve 499uncu maddelerinden mahkum olanların koşullu salıverilme tarihine beş yıldan az süre kalması,

b) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102 ve 103üncü maddeleri ile eşe karşı işlenen 82/1-d, 86/3-a ve 96/2-b maddeleri ve 01.03.1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 414, 416/1, 418/1 maddeleri ile eşe karşı işlenen 449/1, 456 ve 457/1 maddelerinden mahkum olanlar ile adli suçlardan hükümlü olup yabancı uyrukluların koşullu salıverilme tarihine üç yıldan az süre kalması,

c) 29.07.2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, 30.07.1999 tarihli ve mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanunu’nun 14üncü maddesi ve 5237 sayılı Kanunun 221inci maddesinden yararlananların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması,

ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması,

Şartı aranır”.

Yukarıda yer verilen madde hükmünün (a) ve (b) bentleri, 18.08.2016 tarihli değişiklikle getirilmiştir.

Yeni (a) bendine göre; nitelikli hırsızlık, yağma, uyuşturucu madde ticareti ve uyuşturucu madde kullanılmasını kolaylaştırma suçlarından mahkum olanlardan, koşullu salıverilme tarihine 5 yıldan az süre kalanlar açık kuruma geçme hakkını kazanırlar.

Yeni (b) bendine göre; cinsel saldırı, cinsel istismar, eşe karşı işlenen öldürme, kasten yaralama ve eziyet suçlarından mahkum olanlar ile adli suçlardan hükümlü olup da yabancı uyruklu olanlardan, koşullu salıverilme tarihine 3 yıldan az süre kalanlar açık kuruma geçme hakkını elde ederler.

Yönetmelik değişikliğinden önce, açık cezaevine ayrılmada esas alınacak sürelerde Türk veya yabancı uyruklu hükümlüler arasında ayırım yapılmamasına rağmen, yapılan değişiklikle yabancı uyruklu hükümlülerin hangi suçtan mahkum edildiğine bakılmaksızın koşullu salıverilmelerine 3 yıldan az süre kalması şartıyla açık cezaevine ayrılabilecekleri düzenlenmiştir.

Türk ve yabancı uyruklu hükümlülerin açık cezaevine ayrılma konusunda farklı uygulamaya tabi tutulmalarının açık hiçbir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Ceza İnfaz Kanunu m.14/2’de, açık cezaevine ayrılmaya ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği hükmüne yer verilmekle birlikte, Yönetmeliğin normlar hiyerarşisine göre üst normlara uygun olmasının zorunlu olduğu ve Yönetmelikle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine infaz rejimi adı altında hüküm koyulamayacağı açıktır.

Anayasanın “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddesinde;

 “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denmekle suçun ve suçlunun soruşturulması, kovuşturulması yahut cezanın infazı aşamasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin eşit yargılama ve infaz rejimine tabi tutulmaları gerektiği, devlet organları ve idare makamlarının idari işlemler ile düzenleyecekleri infaz usullerinin de eşitlik ilkesine uygun olmak zorunda bulunduğu açıkça emredilmiş vaziyettedir.

Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler Anayasada belirtilen sebeplere bağlı olarak sadece kanunla sınırlanabilir. Ayrıca Anayasanın “Yabancıların durumu” başlıklı 16. maddesine göre; “Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir”. Mevcut durumda; yabancı hükümlülerin açık cezaevine ayrılma sürelerinin Türk hükümlülere göre daha uzun tutulmasının yasal dayanağı bulunmadığı gibi, bu ayırımın ölçülü ve zorunlu olduğunu ortaya koyan geçerli sebepler bulunmaksızın yabancı hükümlülerin infaz şartlarının bu denli ağırlaştırılması hatalıdır.

Yine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde Ayrımcılık Yasağı başlığı altında;

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

Adil yargılanma hakkı, kişinin yalnız soruşturulurken yahut kovuşturulurken yargı makamları önünde süre, usul ve esas bakımından adil, bağımsız ve tarafsız olarak yargılanmasını değil; aynı zamanda kişinin yargılanmasının nihayete ulaştığı andan itibaren cezanın infazı süresince de eşit ve adil muameleye tabi tutulmasını gerektirir. Bu bağlamda, ayrımcılık yasağı göz önünde bulundurulduğunda, kişilerin farklı ırklardan olmaları sebebi ile aynı suç ve aynı ceza alan iki insana farklı infaz hükümlerinin uygulanması uluslararası sözleşmelerin anayasa hükmünde olduğunu emreden Anayasamızın 90. maddesine de açıkça aykırıdır.

Bilindiği gibi açık ceza infaz kurumları ile kapalı ceza infaz kurumları arasında fiziki ve uygulamaya yönelik çok büyük farklılıklar bulunmaktadır. Açık ceza infaz kurumlarında hükümlüler,

Serbestçe ve hiç kimse tarafından dinlenmeksizin telefon ile görüşebilirler (Haberleşme Hakkı- Özel Hayatın Gizliliği),


Örgün ve yaygın eğitim kurumlarına devam edebilirler (Eğitim Hakkı),


Cüzi de olsa bir maaş karşılığında ve sigortalı olarak çalışabilirler (Çalışma Hakkı ve Sosyal Güvenlik Hakkı),


Kurum en üst amirinin önerisi ve Cumhuriyet Başsavcılığının onayı ile ev izinleri alarak aile bağlarını sürdürebilir ve dış dünyaya uyum sağlayabilirler.

Bu haklar kapalı ceza infaz kurumlarında tutulan hükümlülerin sahip olduğu haklardan değildir. Birçok yabancı hükümlünün yönetmelik hükmü sebebi ile faydalanamadıkları bu hakların aslında temel haklardan bulunduğu ve kişilerin ıslah olabilmeleri, hayata tutunmaya devam edebilmeleri, dış dünyaya uyum sağlayabilmeleri gibi birçok sebeple HANGİ ÜLKE VATANDAŞI OLURLARSA OLSUNLAR SALT İNSAN OLMALARI SEBEBİ İLE İHTİYAÇ DUYDUKLARI VE ASLINDA HAK ETTİKLERİ HAKLAR OLDUĞU KABUL EDİLMELİDİR.

Yönetmelik maddesi ile adli suçlardan hüküm giymiş yabancıların açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına ilişkin şartların süre bakımından ağırlaştırılması Anayasamızda sayılı temel hak ve hürriyetlerin kullanılması bakımından da yabancıların ağır bir biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurmaktadır. Bu durumun ise, Anayasamızın gerek 13. gerekse 16 maddelerini açıkça ihlal ettiği ortadadır.

Anayasamızın “Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması” başlıklı 13. maddesi;

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmü ile temel hak ve hürriyetlerin düzenleyici idari işlem niteliğindeki yönetmelikler ile sınırlandırılamayacağını açıkça emretmiştir.

Yine, 13. Madde ile uyumlu olarak, 16. madde kapsamında temel hak ve hürriyetlerin yabancılar bakımından ne şekilde sınırlandırılabileceği aşağıdaki şekilde belirtilmiştir:

“Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir”.

Ayrıca Anayasamızın “Yönetmelikler” 124. maddesi yönetmeliklerin kanun ve tüzüklere aykırı olamayacağını aşağıdaki şekilde ifade etmiştir:

“ Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.”

 Anayasanın açık hükümlerine karşın, düzenleyici bir idari işlem niteliğindeki yönetmelik ile kişi hak ve hürriyetleri sınırlandırılamaz. Bu sınırlamalar ancak kanun ile yapılabilir. Kanun ile yapılan sınırlamanın ise Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenine, cumhuriyetin gereklerine ve yabancılar bakımından ise milletlerarası hukuka uygun olması şarttır. Yani, sınırlamanın yalnızca kanunla yapılmış olması dahi yeterli değildir.

Anayasamız, milletlerarası sözleşmeler ile birlikte hukuk sistemimizin en üst normudur. Normlar hiyerarşisine göre yönetmelikler tüzüklere, kanunlara, anayasaya ve milletlerarası sözleşmelere aykırı hükümler içeremez. Bu nevi düzenlemeler içeren alt normun ivedilikle iptali gerekmektedir.

Ülkemizde, insan haklarının cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaş gibi temellere dayanarak farklı biçimlerde uygulanması, askıya alınması yahut engellenmesi yasal düzenlemeler ile önüne kati bir biçimde geçilmek istenen bir husustur.

Eşitliğin sağlanması ve ayrımcılığın önüne geçilmesi adına insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere 2016 yılında 6701 sayılı Kanun ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmuştur.

6701 Sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun 3. maddesi;

“Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir.

 Bu Kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır.

Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlalin sona erdirilmesi, sonuçlarının giderilmesi, tekrarlanmasının önlenmesi, adli ve idari yoldan takibinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yetki alanları içerisinde bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” şeklindedir. 

Ülkemizde yasal tüm düzenlemelerin ve tüm üst normların ayrımcılık ile alenen mücadele etmek zemini üzerine kurulduğu göz önünde bulundurulduğunda, yönetmelik maddesinin bir biçimde dikkatten kaçarak bu hali ile yürürlüğe girmiş olduğunu düşünmekle söz konusu ihlalin bir an önce bertaraf edilebilmesi adına yönetmelik maddesinin iptali gerekmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsmanlık) 24.08.2017 tarihli ve 2017/1626 başvuru numaralı tavsiye kararında; suç türleri arasında bir ayrıştırmaya gidilmeksizin yabancı mahkumlar için genel bir sınırlama getiren Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin “Kapalı kurumdan açık kuruma ayrılacak hükümlüler” başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde yer verilen “…adli suçlardan hükümlü olup yabancı uyrukluların” ibaresinin Anayasa m.10 ile güvence altında alınan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı bir durum oluşturduğu değerlendirildiğinden, bu ibarenin Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinden çıkarılması konusunda Adalet Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.

Mamafih, hali hazırda yönetmeliğin bu maddesi hakkında herhangi bir düzeltme yapılmış değildir.

 

Web TasarımGüzida Bilgi Teknolojileri A.Ş.