Py Hukuk

Suriyeli Mültecilerin Vatandaşlık Sorunu

Suriyeli Mültecilerin Vatandaşlık Sorunu

 

Hatay’ın 1939 yılında ülkemiz sınırlarına dahil olmasını takiben bu topraklarda yaşayan birçok kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına hak kazanmış ve bu kişilerin nüfus kütüğüne kayıtları yapılmıştır. Hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Suriye ile bağı bulunan bu kişilerin bir kısmı zaman içinde Suriye’ye dönmüş, bir kısmı ise Türkiye’de yaşamaya devam etmiştir.

1939 yılı itibari ile her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanmış bulunsalar da zaman içinde Türkiye’den ayrılarak Suriye’ye dönen kişilerin alt soylarının esasen Türk ana ve/veya babadan doğmakla doğum anında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanmış olmalarına rağmen nüfus kayıt işlemleri yapılmamış ve dolayısı ile fiilen hak kazanılmış bulunan vatandaşlık bürokratik işlemlerin tamamlanmamış olması sebebi ile hukuken kazanılamamıştır.

Bu durum Suriye’nin içinde bulunduğu süreçte, Suriye’den ayrılmak zorunda kalarak Türkiye’ye gelen kişiler bakımından vatandaşlığın kazanılmış hak olup olmadığı meselesini doğurmaya başlamıştır. Aradan uzun yıllar geçmiş olması 1939 yılı itibari ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanan kişilerin şu an sağ olmama ihtimalini arttırdığından her ne kadar soy bağının kurulabilmesi amacı ile Suriye resmi kayıtları ve kişiler arasında yine soy bağını kurmaya elverişli tıbbi test sonuçları ile birlikte İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunulsa da bu başvurular İçişleri Bakanlığımız tarafından reddedilmektedir. Ret kararının en önemli gerekçesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanmış bulunan üst soyun sağ olmaması ve dolayısı ile nüfus kayıtlarında düzenleme yapılmasının mümkün bulunmamasına ek olarak vatandaşlığın kazanılması için doğumun bildirilmesine ilişkin işlemlerin mevzuatta öngörülen süreler içinde yapılmamış olduğudur.

Her şeyden önce, 403 sayılı mülga Türk Vatandaşlık Kanunu’nun 1. Maddesi ile uyumlu bulunan yürürlükteki 5901 Sayılı Kanun’un 7. Maddesi ile HİÇBİR BAŞKA İNŞAİ ŞART ARAMAKSIZIN TÜRKİYE İÇİNDE VEYA DIŞINDA TÜRK BABADAN OLAN YA DA TÜRK ANADAN DOĞAN ÇOCUKLARIN DOĞUMLARINDAN BAŞLAYARAK TÜRK VATANDAŞI OLDUKLARI hüküm altına alınmıştır.

5901 Sayılı Kanun’un doğum anında Türk vatandaşlığını kazanmak konusunda yerine getirilmesi şart bulunan birtakım tespitlerin yapılmasını gerekli gördüğü tek durum kanunun 7/3 maddesi kapsamında ifade edilmiştir. Buna göre, Türk vatandaşı baba ve yabancı anadan evlilik birliği dışında doğan çocuk soybağını sağlayan usul ve esasların yerine getirilmesi halinde Türk vatandaşı sayılacaktır. Bunun için dahi Kanun koyucu tarafından süre sınırı getirilmemiş ve böylelikle çocuğun yahut erginin üstün hakkı olan vatandaşlık hakkı korunmak istenmiştir.

Ret kararları kapsamında hukuki nitelendirmede hataya düşülen husus esasında bildirimin vatandaşlığın kazanılmasında kurucu değil tespit edici bir unsur olduğudur. Mamafih, aslında bu gerçeklik 5901 Sayılı Kanunun Uygulamasına İlişkin Yönetmeliğin 7. maddesinde açıkça aşağıdaki şekilde ortaya konmuştur:

“Soybağı esasına göre kazanılan Türk vatandaşlığı, Türk vatandaşı ana veya baba ile soybağının kurulması ile kendiliğinden kazanılan vatandaşlıktır. Yapılan bildirim üzerine doğumdan itibaren Türk vatandaşlığı kazanılır.”

Böylelikle Kanunun lafzına da uygun olan yönetmeliğin 7. maddesi sebebi ile bildirimin vatandaşlığı kazanmak için gerekli bir ön koşul olmadığı; aksine vatandaşlığın doğum anında kendiliğinden kazanıldığı; bildirimin ise bir hakkın varlığının tesciline yaradığı ortadadır.

Vatandaşlık hakkı öyle üstün bir haktır ki, her ne kadar kanun koyucu tarafından belirli bir düzen sağlamak amacı ile belirli birtakım süreler içerisinde bildirim yapılması öngörülmüş ise de mevzuatın hiçbir yerinde bildirim yapılmaması hakkı ortadan kaldıracak bir husus olarak değerlendirilmemiştir. Davalı idare her ne kadar ilk savunma dilekçesinde müvekkilin yapmış olduğu başvurunun 5490 Sayılı Kanunun 11. Maddesine dayanarak reddedildiğini ifade etmiş ise de, yine nitelendirmede hukuki yanılgıya düşüldüğü kanaatindeyiz. Zira, 5490 Sayılı Kanun 11. Maddesi ile soybağı esasına göre doğum anında Türk vatandaşlığına hak kazanan kişinin nüfus kütüğüne yazılmasının ve nüfus cüzdanı almasının mecburi olduğunu hüküm altına almıştır. Nüfus kütüğüne yazılma ve nüfus cüzdanı alma mecburiyetini ise herhangi bir süre ile sınırlı tutmamıştır.

Aynı Kanunun 15. maddesi kapsamında ise, 30 ve 60 günlük süreler içinde başvurunun yapılması gerekliğinden bahsedilmiştir. Fakat, bu sürelerin geçirilmesi durumunda üstün hak olan vatandaşlık hakkının kaybedileceğini mevzu bahis yapmaya elverişli hiçbir müeyyide öngörmemiştir.

Kanun koyucunun amacı Türk vatandaşlığına hak kazanmış bir kişinin belirli süreler içerisinde bildirimde bulunulmaması sebebi ile hak kazanılan vatandaşlığı kişinin elinden alarak onu cezalandırmak değildir. Tüm ilgili mevzuat incelendiğinde de anlaşılacağı üzere, Kanun Koyucunun amacı vatandaşlığın belirli bir süre içerisinde yapılacak başvurular ile düzenli ve hızlı bir biçimde kazanılmasını sağlamaktır. Öyle ki, bu süreler geçtikten sonra yapılan başvurular ve bildirimler doğrultusunda kişinin nüfus kütüğüne yazılmasını sağlar her türlü tedbir 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 16, 17 ve 18. Maddeleri kapsamında alınmıştır.

Bu bağlamda, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 17. maddesi kapsamında süresi içerisinde bildirilmemiş çocukların veya nüfusa tescil edilmemiş erginlerin varlığını haber alan nüfus müdürlüklerine çok ciddi ödevler verilmiştir.

Vatandaşlık hakkı bireylerin en tabi ve en vazgeçilmez haklarındandır. Mevzuatımız tarafından ise Türk anadan doğan yahut Türk babadan olan çocuğun doğum anında Türk vatandaşlığını kazanacağı açıkça hükmolunmuştur. Nüfus kayıtlarının düzenli tutulması ve herhangi bir hak kaybına mahal vermemek adına sağ doğumun belirli süreler içinde bildirilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Hak kaybına mahal vermemek adına öngörülen bir yükümlülüğün yerine getirilmemesinin hali hazırda kazanılmış olan bir hakkın kaybına sebep olması hukuk sistemimizin ve ilgili tüm mevzuatın ruhuna açıkça aykırıdır.

Tekrarlamakta fayda görmekteyiz ki, Türk vatandaşlığının kazanılmasının inşai tek şartı Türk anadan doğmak yahut Türk babadan olmaktır. Bunun dışında mevzuat tarafından öngörülen tüm yükümlülükler tespit edici mahiyettedir.

Şu hali ile, ilgili mevzuat kapsamında her türlü halde dahi Türk anadan doğan yahut Türk babadan olan çocuğun nüfusa kaydı için tüm yollar açık bırakılmış olmasına rağmen bu kişilerin fiilen hak kazanmış olduğu vatandaşlığı hukuken alamaması hukuk devleti ilkesinin ihlali niteliğindedir.

Bu durumda idare tarafından yapılması gereken, Suriye Arap Cumhuriyeti’nden alınan resmi belgelerin onaylı tercümeleri ile birlikte tıbbi test sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan üst soy ile alt soy arasındaki soy bağının şüpheye mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi halinde herhangi bir hak kaybına sebep olmamak ve kazanılmış vatandaşlık hakkını ihlal ederek mağduriyet doğurmamak adına başvurunun kabul edilmesidir.

Web TasarımGüzida Bilgi Teknolojileri A.Ş.